Hafız Yetiştiriyorum

100Bin Hafız Projesi

ALLAH'A GİDEN YOLLAR ÇOK OLMAK İLE BERABER HEPSİNİ ÜÇ ANA GRUPTA TOPLAYABİLİRİZ.

1- Tarik-i ahyar: Seçkinler, en hayırlılar yolu.
Bu yol kitap ve sünnete sarılarak tutulan zühd yoludur. Bu yol nafilelere mülâzemet yoludur. Bu vasıta ile gayelerine ulaşan nisbeten azdır. Zira bu tarik-i aşk değildir. Bunun için uzun zamana muhtaçdır. Aşığın üç senede katettiği makam ve menzili bunlar otuz senede katedemezler. Bununla birlikte bu bile küçümsenemez. Çünkü herkes buna ulaşamaz. Aksine çoğu gayeye erişemeden ömrü biter yolda kalır.
Fudayl b. Iyaz şöyle buyurmuştur:
Ey mümin! Uzun bir dönemden sonra Hakk'a ulaşma eski ümmet ve milletlere ait bir durumdur. Onlar üçyüz, dörtyüz senelik ömürlerini bu yolda harcayarak gayelerine ulaşmışlardı. Bu esnada ibadet etmekten vücutları ok gibi incelir, bedenleri yay gibi olurdu. Halbuki bizim için bu kadar uzun ömür sözkonusu değildir. Dolayısıyla çok kısa zamanda, vuslatın gerçekleşmesi gerekir. Bu da kabiliyet ve yetkili mürşide bağlı olan bir şeydir. Bu iki şart olduktan sonra Hakk'a ulaşabilmek için kemân gibi bükülmeye de ihtiyaç kalmaz. "(Şerh-u Usulu Aşere, Reşehat, sh: 135-136.)
2- Tarik-i Ebrar: İyilerin, mücahede ve riyazet sahiplerinin yolu. Bunlar ise iyi huylar edinmek, gönlünü tezkiye ve kalbini tasfiye etmek, gönül âlemini berraklaştırmak ve iç dünyanın imar ve ihyasu için gayret gösteren kimselerdir.
Bu yolda olanlar nefs-i emmarenin terbiyesi ile uğraşır. Bir taraftan gösteriş, çekememezlik, kendini beğenme, mal ve makam sevgisi, kızgınlık gibi kötü huyları değiştirme ile meşgul olurken, diğer taraftan tevhid nuru, Allah'la beraber olmanın huzuru ve O'nun dışındaki varlıklarla ilişkiyi kesme gibi mücahedelelerle de kalplerini tasfiye ederler. Çünkü kalb bir ayna gibidir temiz ve parlak olmadıkça ilahi tecellileri aksettiremez. Aynanın bulanık bir hal almasına kararmasına ve paslanmasına sebep ise Allah'ın dışındaki varlıklarla olan sıkı ilişkilerimizdir. İlahi marifet ise onun cilâlanmasmı temin eder. Bu marifetin de takva, amel-i salih, seyr-ü sülük ile meydana gelen bir irfan olması gerekir.
Bu yolun ehilleri iç takva ve dış takvayı gerçekleştirdikleri için "ebrâr" diye anılmaya hak kazanmışlardır. (Şerh-i Usulu Aşere, Reşahat, sh: 137.)
3- Tarik-i Şuttar: Coşkunların yolu. Aşk ve vecd ile Hakk'a ve kurtuluşa ermek isteyenler bu yolu tutar.
Bu yol Mevlâ'ya doğru seyr ve seyahat edenlerin yoludur.
Buradaki seyr, bir hükümden diğer bir hükme bir halden diğer bir hale geçmek demektir manevi bir geçiş, manevi bir seyahattir. Sâlikin ilk günden son âna kadar yaptığı iş bu seyr kelimesinin içindedir. O sürekli olarak sevgiliye doğru hareket halindedir. Bu Kabe'ye doğru giden bir kimsenin hareketine benzer ki, oraya ulaşınca hareket te son bulur. Fakat tasavvuf anlayışında nihayet seyr ilellah" (Allah'a doğru seyr) de sözkonusudur. Seyr fillâh" (Allah da seyr) da böyle bir durum yoktur. Kabe'ye ulaşanın yolculuğu sona erer, fakat o binanın ve O yerin sırları son bulmaz. Çünkü ilahi işler, sır ve hikmetler sonsuzdur.
Bu yol muhabbet ehlinden şatır, gelip-geçen ve devamlı sürat içinde bulunanların usûlüdür.
Buradaki muhabbet zühdün karşılığıdır. Hakk'a olan cezbeyi ifade eder. Muhabbet şiddetli ve kuvvetli olunca aşk meydana gelir. Muhabbet nurdur aşk ise ateştiı. Bu ateş, Allah'ın dışındaki varlıkları ve onlarla olan ilgiyi yakar, yok eder. Aslında ateşte de ışık vardır nurda da. Bunun için âşıklar arasında şöyle bir söz vardır. İki ışık vardır. Biri Allah'ın dışındaki varlıklardan yüz çevirmeyi temin eder, diğeri ise O'na yönelmeyi. Bu ikisinin arasına aşk ateşi girince çörçöp gibi insanın dünyaya olan ilgilerini yakar, mahveder. Dolayısıyla menzil ve maksûda kısa zamanda ulaşır. Çünkü aşk süratli bir at gibi gider ve nefs merkebini peşinde sürükler.
Bu yolda sülük edenlerin daha başlangıçta ulaştıkları mertebe, diğerlerinin sülük hayatlarının sonunda ulaştıkları mertebeden daha yüksektir.( Usulu Aşere Şerhi, Reşahat sh. 138-139.)