Hafız Yetiştiriyorum

100Bin Hafız Projesi

TARİKAT YOLLARI

"Allah'a ulaşan yollar yaratıkların nefesleri sayısıncadır"
Bu söz tasavvuf erbabının meşhur sözlerinden biridir, ve bu söz hakkında çeşitli yorumlar yapılmıştır. Bunlardan birkaçı şöyledir:
1- Bu sözlerdeki nefes insanın ağız ve burnundan girip çıkan havadır ki sayısı bir günde yirmidört bin kadardır. Dolayısıyla herkesin bir ömür boyu aldığı nefesler kadar Hakk'a giden yolu var demektir. Her nefes Allah'a giden bir yol olduğu için bu yolda sebat edenler her nefes alıp verdikçe yol alır, yolcunun her adımda yol katettiği gibi. Aslında yol birdir, fakat her adım yolun sonuna ulaşmaya vesile olduğu için her adımda bir yol alma ve ilerleme söz konusudur. Bunun için "Herkes nefesini ve saatini muhafaza etmelidir denilmiştir. Çünkü nefes ve saat boşa harcanınca gün, günün gereği gibi değerlendirilmeyişi ile ay, ay ile yıl, nihayet ömür zayi olur gider.

Bu konuda senâ-i: (öl. 524/1131) bir beytinde şöyle diyor. "Gerçek sûfi Allah'ı müşahedenin zevki ile mest olduğundan bir nefeste iki bayram eder. Biri nefesi alırken diğeri verirken. Bu bayram seyr-i cemâl ile mutlu olmak ve bu yaşanan derûni hâl ile manevi neşe duymak demektir."
Hiç bir nefes boşa harcamadan her nefeste sözkonusu bayram halini yaşamak mümkün müdür?
Evet mümkündür. Çünkü Hz. Peygamber:
"Ehli cennetten bir taife vardır ki, onlar ile Allah arasında -bir nefeslik müddet için bile olsa- hiç perde bulunamaz" buyurmuştur. Onlar sürekli olarak Hakk'ı müşahade ederler. Başka bir hadisi şerifte ise;
"Va Rab! "Senden senin vechi kerimine devamlı olarak bakabilmenin lezzetini bana lütfetmeni istiyorum" diye dua edilmektedir. Burada anlaşılıyor ki; Peygamberler, mukarrebler ve sıddıklar olarak bilinen yüce veliler, sürekli olarak O'na bakmanın verdiği haz ve zevk ile doludurlar. Çünkü onlar çeşitli şekiller ve değişik haller ile her zaman müşahade halindedirler.
İnsanda öyle kuvvetler ve kabiliyetler vardır ki,
bedeniyle halkla olan ilişkilerini sürdürürken diğer tarafta gönlüyle ve müşahedenin cezbesi ile istiğrak halini yaşaması mümkündür. Bunun için arif olan kimsenin nefesi tesbih uykusu ibadettir. Onun için gaflet yoktur. O her zaman uyanıktır. Kalb gözü her zaman açıktır.
Bir hadiste şöyle buyurulmaktadır:
"İnsanlar uyku halindedirler. Öldüklerinde uyanacaklar." (Acluni, Keşfu'l-hafa, II. 342.)
Bu hadis-i şerifte söz konusu edilen şahıslar normal halk tabakasıdır ki Hakk'a umumi ve mutlak bir yolla gitmek isterler. Halbuki esas gaye Allah'a hususi ve mukayyed bir yolla varmaktır.( Şerh-i Usulü, Aşere, Reşehat, s)
2. İlahi isimlerden her birinin bir kulu vardır. O isim okulu terbiye eder, yetiştirir. Aslında isimlerle müsemma yani isimlerin sahibi aynı varlıktır. İsimlerin çokluğu ve çeşitliliği müsemmânın çokluğu ve çeşitliliğini gerektirmez. Fakat bir ismin mahkumu olan kişi o isim kanalıyla ve o isim tarafından Hakk'a gider. Başka yere gitmez. Hakk'a sülük devridir, hatti değildir.
Herkes döne, döne sonunda: Dönüş ancak O'nadır" haberi gereğince O'nu arzu eder ve O’;na döner, ona ulaşır. Bu çizilen bir daireye benzer. Bitiş noktası başlangıç noktasına kavuşur. Ve bu dairenin ortasındaki bir nokta dairenin her tarafını görür. Her taraf onun için dairedir. ($er-i Usulu Aşere, Reşehat, sh: 127-128.)
3. Dünyada ne kadar yaratık varsa o kadar Hakk'a giden yol olduğu gibi ne kadar iyi huy ve ahlak varsa onların da herbiri O'na gider. Bunun için, peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Allah'ın ahlakı ile ahlaklanın".
Bu konu ile alâkalı bir başka hadis-i şerifi de şöyledir:
"Allah'ın üçyüzaltmış tane iyi huyu vardır. İnanan bir kimse bunlardan herhangi biri ile Allah'a ulaşsa cennet ehlinden olur"
Bu hadis-i şerifi duyan Hz. Ebu Bekir (r.a.):
Ey Allah'ın Rasulü bende bu huylardan herhangi biri var mı? diye sordu. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.):
Ey Ebu Bekir bunların biri değil belki hepsi sende mevcuttur ve bu ahlâkların Hakk Teâlâ'ya en sevgili Olanı da cömertliktir "buyurdu. Hadis-i Şeriften anlaşıldığı üzere Hz. Ebu Bekir (r.a.) Cennetin sekiz kapısından bir defada girecektir. Çünkü O semavi kapılardan geçebilmensin sebeplerini şahsında toplamış her ahlakın cezbesi ile Allahu Tealayı bulmuştur.
Müminler bu huylarla Allaha ulaşırlar ama ulaşanlar arasında yine de farklar vardır. Yukarıda belirtildiği gibi cömertlikle ulaşan diğerlerine göre Allah a daha yakındır. Bunun gibi Allah'ı bilen alimin ve diğerlerine üstünlüğü kıyas kabul etmeyecek derecede açıktır. Çünkü ilim ilahi ve şerefli bir sıfattır. Konu ile ilgili şöyle bir söz vardır:
"Allah ile kul arasında en güzel huy rızâ ve teslimiyet, kul ile kul arasındaki en güzel huy da cömertliktir. "( Usulu Aşere Şerhi, Reşahat, slı. 129)
4- Allah'a ulaşan yolların çok oluşunda, insanların sanat ve mesleklerinin çokluğuna da işaret vardır. Çünkü bunların da herbiri Hakk'a giden yoldur. Sultanlık, vezirlik, müftilik, müderrislik gibi. İşte bunun için büyük şahsiyetlerden biri şöyle buyurmuştur. Eğer İbrahim B. Edhem benim zamanımda olaydı O'nu tahtında iken irşad ederdim...
Saltanat ve onun mertebeleri de ilahi isimlerdendir. Sûfi de Allah'a gitmek için nihayet bir başka ismi kullanmaktadır. Mesele aynı kapıya çıkar. Fakat şu var ki, bu tib meslek erbabı da Allah'a ulaşır ama bu genel hidayet sırları içinde kalır. Özel hidayete kavuşabilmek için ise mürşid-i kâmil şarttır. Bunun için sanat ve ilimde ihtilaf ve çeşitlilik bir nevi rahmet sayılmıştır. Herbiri insanları Allahü Tealaya ulaştırır. Fakat bu ulaşma yönü keşif sahibi kimselerin dışındakiler için bilinemediğinden, yolların çokluğu bu hayata yeni girenlerin yolunu kesici, masiva özelliği de kazanabilir ilahi tecellilerden sayılan, Hakk ve yol aynı şeyde olabilir.
Hulâsa bu yollardan hangisi ile Hakk'a teveccüh edilirse vuslatın mümkün ve müyesser olduğuna şu âyet-i celilede işaret edilmektedir:
"Her nereden yola çıkarsan yüzünü Mescid-i harama, Kabe'ye çevir.." (Bakara, âyet: 150) yani yönlerin çokluğu gaye olan isim ve varlığın çokluğunu gerektirmez. Kabe'nin hangi yönünde bulunursanız bulunun yine O'na yönelirsiniz. Hak a talip olan kimsenin vuslat kapısına ulaşması kesindir. Çünkü bütün eşya ve varlıkta ilahi isimler tezahür eder, dolayısıyla sanat ve eşya da Allah a ulaştırma gücüne sahip yol göstermeye muktedirdir. Mesela hava Allahü Teâlânın “hayy” isminin mazharıdır, hareket halindedir. Su, “muhyi” isminin mazharıdır helâk ve yok oluşu ortadan kaldırır. Bunlar gibi ekmekçi, “Nâfi'” ismine, ekmek, “kayyum” ismine mazhardır.
Esans satan ölçme, terazi kefesi yapan tartma ile dolayıyla Allah'In Adi ismi ile ilgilidirler. Fatiha suresindeki
"Allahım bizi doğru yola ilet" meâlindeki âyette geçen "doğruluk"ta bu anlamdadır.
Yine güzel kokusu olan şeyler Allah-ü Teâlânın “cemâl” ismi ile acı olanlar da "Her acı şifadır" sözü gereğince “Nafi” ismiyle ilgilidir. Zehir gibi zararlı nesneler “Celal” isminin mazhandır. Bunun gibi saltanat “ism-i azâmla” vezaret “vekille”, müftilik “ilimle”, eğitim ve öğretim ise, "Allah O’na (Adem'e) isimleri öğretti. ”( Bakara, âyet: 31) Sırrı ile, kadılık ve adliye teşkilatı ise "şüphesiz Rabbin kıyamet günü hükmünü verecektir.( Yunus, âyet: 93) gerçeği ile ilgilidir. Çünkü isim müsemmâyı yani sahibini gösterir, ona işaret eder "Müezzin Allah sizi selamet evine ve yurduna çağırıyor. "( Yunus, âyet: 25) ayetine, imam ise "Kulunun lisanı ile hamdedenin hamdını ışıttı mefhumuna işarettir. Murid-mürşid, “ - Allah Tealanın dilediğini tezkiye eder mânevi dünyasını temizler." (Nisa Ayet: 49) anlayışı, alan ve satan ise "Allah cenneti onlara vermek üzere mü'minlerin mallarını ve canlarını satın aldı"( Tevbe, âyet: 111) âyeti ile ilgilidir.
Bu isimler emanettir. Peygamber efendimizin sıfatı “emin” ve “sıddık”tır. Kendisinden sonra gelen ümmeti de O'nun mazharıdır. Emanete hâin olan eminin sıfatına mazhar olmaz. Ev ve dükkan durumunda olan bizim vücudumuz, Allah'ın “mucid”, “sâni”, “Hâlik”, “Musavvir” (vb.) isimlerinin neticesidir. Hidâyete ulaşanlar “Hâdi”, delâlet ehli ise “Mudil” ismi dairesindedir.
Aslında kâinatta çokluk değil vahdet hakimdir. Bu, pencerelerden içeri giren güneş ışığına benzer. Birkaç tane pencere olunca bir kaç tane de ışık var gibi geliyor bize. Aslında ışık ta bir tanedir, güneş te:( Şerh-i Usulu Aşere Reşehat, sh: 131-132-133.)