İman ve İslam Arasındaki Fark
Bismillahirrahmanirrahim

Cebrail Aleyhisselam'ın Rasûlullâh S.A.V'e Sorduğu Sorular ve İman ve İslam Arasındaki Fark

Yahya bin Ya'mer anlatıyor;
Basra da Kader hakkında ilk konuşan kişi Mabed El Cüheni idi. Ben ve Humeyd Bin Abdurrahman El Humeyri Hac için yola çıktık. Medineye ayak bastığımızda dedik ki ; 'Keşke Rasulullah'ın arkadaşlarından bazısıyla karşılaşsaydık da, bu insanların kader hakkında söyledikleri şeyleri onlara sorsaydık'. Tevafuk Abdullah İbni Ömer Radıyallahu Anhuma ile mescidde karşılaştık. Birimiz sağına, diğerimiz soluna geçtik. Ben zannettim ki arkadaşım konuyu açıp, meseleyi bana bırakır. Ama öyle olmadı, ben konuşmaya başladım ve dedim ki; Ey Ebu Abdurrahman(Abdullah İbni Ömer'in Künyesi)! Bizim oralarda bir takım insanlar var ki, Kuranı okudukları halde zannediyorlar ki 'Kader Diye Birşey Yok, iş kendinden oluverir.' Abdullah İbni Ömer dedi ki ;
"Onlara ulaştığında, onlara haber ver ki, ben onlardan beriyim, onlar da benden beridir. Allah'a yemin olsun ki, onlardan birinde uhud dağı kadar altını olsa da, bunu infak etse, O Hayrı ve şerri ile kaderin tamamına iman etmediği müddetçe Allah ondan bu infakı kabul etmez."

Abdullah İbn Ömer devam etti:
Bana Ömer İbn Hattap radıyallahu anh anlattı:
Bir gün Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin yanında oturuyorken elbisesi beyaz mı beyaz, saçları siyah mı siyah, üzerinde yolculuk eseri bulunmayan ve hiç birimizin tanımadığı bir adam çıka geldi. Peygamberin yanına sokuldu, önüne oturdu, dizlerini Peygamber’in dizlerine dayadı, ellerini kendi dizlerinin üstüne koydu ve: "Ey Muhammed bana İslamı anlat!" dedi.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “İslam, Allahdan başka ilah olmadığına ve Muhammedin Allahın Rasulu olduğuna şehadet  etmen, namazı dos doğru kılman, zekatı vermen, ramazan orucunu tutman, yoluna güç getirebilirsen Kabeyi ziyaret (hac) etmendir” buyurdu. Adam:"Doğru söyledin"dedi. Hem sorup hem de tasdik etmesine şaşırdık.
Adam: " Bana imandan haber ver" dedi. Rasulullah:“Allaha, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe inanman, Hayrı ve şerriyle kadere iman etmendir” dedi..
Adam : "Doğru söyledin" dedi.
Daha sonra kıyametin saatinden (vaktinden) haber ver! diye sordu.
Peygamber “Sorulan, bu konu hakkında sorandan daha bilgili değildir (Sen bu konu hakkında ne biliyorsan, ben de onu biliyorum. Yani Allah bilir) . ” cevabını verdi.
Adam : "Almetlerini  söyle" dedi.
Rasulullah "Kölenin efendisini doğurmasını (Anneye emir veren evlat) , yalın ayak, başı kel, koyun çobanlarının, yüksek binalar yapmada birbirleriyle yarışmalarını görmendir." buyurdu.
Adam çekip gitti. Ben bir müddet öylece bekledim. Daha sonra Peygamber :
Ey Ömer, soru soran kişi kimdi, biliyor musun? dedi.
Ben: Allah ve Rasulu bilir dedim.
Rasulullah “O Cebraildi, size dininizi öğretmeye geldi.” dedi.

Hepimizin yanlış algıladığı bir mesele ile başlamak istedim. Konu başlığından da anlayacağınız üzere "Kader" meselesi.. İslam'ın en bâriz zîneti olan Kader meselesi...
İslam'ı kabul ettiğimiz ve Ata Yâdigâri haline gelmiş "Âmentu" duasını ezbere bildiğimiz halde ne islam'ın özünü, nede "Âmentu" deki son ve en güçlü halkayı kabullenenimiz maalesef pek mevcut değil. Değil, çünkü ; Raulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in deyimi (Buhari , Edep, 27 - Muslim, İyilik , 66) ile : Günümüz 2,5 Milyar Müslümanı bir vücûdun âzâları gibi iken, dili ile de olsa bir Müslüman'ı kusur, hata ve günahları ile kabullenemiyoruz. Diş ızdırabını dolgu tedavisi ile gideriyoruz da, Evlâd-ı Fatihân'ın Cehâlet ızdırabını giderecek dolguyu bir türlü bulamadık. Aslın da yanı başımızdaki "Kader" algısıydı ihtiyacımız olan dolgu. Hani şu ; 100 yıldır uyduruk ideoloji, kitap, akım, fikir, film, dizi ve atasözleri ile yanlış idrak edilmesi istenen "Kader" algısı.. Dikkat ettiyseniz eğer, Kader İnancı değil de, Kader Algısı diyorum.

Çünkü ; Bizi mahkûm ettikleri Kaderin üstündeki Kaderdir bizim İnancımız. Bazımızın İslam'ı çepeçevre bilmesi, bildiklerini anlatmasına rağmen bazımızı Şeytan ve Deccal'in simülasyon'un dan kurtaramıyor. Çünkü bu simülasyon'a maruz kalan bazılarımızın zihinleri, bedenleri, yaşadıkları toprak parçası dahi Deccal'in Sihirli Değneği Teknoloji tarafından kobay olarak kullanılmakta. Şeytan tarafından süslü gösterilen Dünya hülyâsına kapılanların vebâli, Şeytan tarafından süslü gösterilen Dünya hülyasına kapılmayanların boynunadır. Onlar ki, Allah bir nîmet verdiğin de ona Hamd etmeyi unuttukları için, en ufak bir musibet ile karşılaştıkların da , kendilerini hesaba çekip bir hata aramak yerine : "Falanca dan sebep benim başıma bunlar geliyor. Filan kişiye güvendiğim için böyle oldu." diyerek Şeytanın Allaha verdiği o sözün ardına düşüyorlar . Şöyle demişti İblis : "Andolsun onlardan belirli bir pay alacağım ve onları mutlaka saptıracağım, onları boş kuruntulara kaptıracağım." ( En-Nisâ 119 )

Falanca ve Filan kişilere yakınıp, Dünya hayatının süsü için boş kuruntulara kapılıyor ve bir sonraki fırsatı dört göz ile kolluyoruz. Kader'e Hayır ve Şerri ile iman ettiğimizi iddiâ ettiğimiz halde Hakkımız da takdir edilen Hayr'a hamdetmediğimiz gibi, başımıza gelen Şer konusunda da kusur'u başkasında arıyoruz...

Toparlayacak olursak ; İslam'ın olguları, Îman'ın olguları ile bir bütündür. Îman olgularının en mühimi olan Kader İnancı Yetmezliğinden ötürüdür toplumun İslam'ı yaşayamayışı. Sürü Psikolojisi ile bizi hipnoz ettiler aslında. Biz, İnanan'a inandık. İnanmamızı istedikleri şeyi "Hak" terazisin de ölçemedik. Doğrusu bu taklit rüyasın da , terazimiz de ödünçtü...

Günah ve Kusurlarımızdan Hicret etmediğimiz sürece Allaha teslim olamayız. Allaha teslim olmadığımız müddetçe "Kader Algımız"ın yerini "Kader İnancımız" almaz. Kader İnancımız olması gerektiği gibi değilse Îman'ın Lezzetini tadamayız. Ve eğer Îman yoksa, yürek et parçasıdır.

Yazar: Bekir Savaş