Allah azze ve celle insanı beş ayrı safhada düzenleyerek yarattı. Toprak ve çamur safhalarından sonra bir su damlası olarak nutfe, yapışkan bir hal üzere alaka ardından bir çiğnem et görünümlü mudgaya büründürdü ve kemiklerle kapladı. Buraya kadar ayetlerle sabit bu Rahmanî mucizelere günümüz teknolojisiyle şahitlik edebiliyoruz. Ancak insan vücudunda bir yer var ki orasının işletimi sadece Mevla ile kulda saklı; beyin.

Bilgi Sahibi Olmadan Fikir Sahibi Olmak

Çağımızın en büyük sorunlarının başında bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak gelir. Günümüzde herkes doktor, eczacı, imam, gazeteci, siyasetçi ve avukat... Tüm hastalıklar ve tedavileri, ilaçlar ve reçeteleri, İslam şeriatı ve fetvalar, ülkede neler olup bittiği, kimin suçlu kimin hür olması gerektiği hakkında bilgimiz var, elbette var! Tüm bunlar hakkında soracağınız her soruya cevabımız var, peki bu iş bu kadar kolay mı?

Hiç gereksinimi olmayan bir çocuğu antibiyotik tedavisine başlatmak gibi birşeydir tüm bunlar... Uzmanına gözükmeden hastalık teşhisi koymak, hiçbir fikri olmadığı halde dini bir meseleye fetva vermek, geçmişi, kişileri, ideolojileri araştırmadan bilmeden siyasi yorumlar yapmak; okyanusu kaşıkla bitirmeye çalışıyorsunuz hepsi bu.

İnsanlar iki türlüdür; kendisine bir soru sorulduğunda onu boş çevirmemeyi huy edinenler ve "bilmiyorum" diyenler. Sorular boş bırakılamaz mutlaka bir fikrim vardır, ben biliyorum, cevaplamaz isem bilmiyor derler! Şurada anlaşmaya varalım belkide tüm mesele budur; "ne derler?" Bir insanın doğumdan ölüme kadar kendisiyle savaş verdiği asıl konu budur bakın, ne yaparsa yapsın söylediği sözde, giydiği kıyafette, eğitim tercihinde, yediği yemekte, eş seçiminde hülasa verdiği tüm kararlarda ikinci, üçüncü bekli dördüncü kişileri de hesaba katmaktır. Bu şekilde programlanmış bir beyin tek başına yaşamıyordur. İnsanlar tarafından kabul görme isteği, takdir edilmekten hoşlanma, ortamlarda en yüksek sesle konuşan olma... Esasına bakıldığında ne takdir edilecek birşey ne de sesi gür seda ile çıksa dahi kulak dolduracak bir kelime vardır. Özgün olunmalıdır, herkes biriciktir, yaganedir.

-Bilmiyorum! Önce kendi nefsimize sonra etrafımıza yayalım ki bunu söylemek çok da zor değildir. "Bu konu hakkında birşey bilmiyorum ancak öğrendiğim takdirde sana yardımcı olacağım." Rabbimizin bizden istediği budur ki bilmiyorum diyememek kibirden gelir. Rasulullah bu hususta:

Seleme bin Ekva’ (r.a) der ki: Resûlullah şöyle buyurdu:

“Bir kimse kibirlene kibirlene sonunda zâlim ve cebbârlar grubuna kaydedilir. Böylece onlara verilen ceza buna da verilir.” (Tirmizî, Birr, 61/2000)

"Kibir taşıyan kafada akla rastlayamazsınız" demiş Ahmet ibni Hanbel. Kibirle akıl bir arada bulunmaz ise hangisini feda edeceksin bir sor kendine. Alem-i insanlığı terki diyar edip kendin mi olacaksın, içi doldurulmamış fikirlerin ile zirve görünümlü dipte olmaya devam mı edeceksin? Allah seni halife ilan etti, birkaç konuda uzman olabilirsin ancak her şeye yetemezsin. Hak ve gerçek olan zaten bir tanedir, sen ondan bahset, kendini ziyan etme...

Yazar: Büşra YAZGAÇ