KONUŞAN MEZALAR: ŞİRK

Bir zamanlar bir yerde Allah'ın (C.C) bir veli kulu yaşardı.
Temiz kalpli , ihlaslı , safça bir mü'mindi. Her gördüğünü iyiye yorumlar , Allaha çok tevekkül ederdi.
Bir kötülük , bir çirkinlik görse iyi tarafından alır '' Bunda bir hikmet vardır '' diyerek yine gönlünü hoş tutardı. Yaratandan ötürü yaratılanı hoş görür , onlara güler yüzle nasihat ederdi. Yetmiş güzel ahlakın hepsine sahip bir insandı.

Bir gün yine nafile oruca niyetlenmişti. Duha namazını biraz erkence kılmış şehrin dışına doğru yürüyüşe çıkmıştı.
Çevre duvarlarının dışına ağaç gölglerinin sarktığı eski mezarlığa doğru yürüdü. Kabristanla ilgili duayı okuyup Fatiha ve ihlası şerifler hediye eyledi.

Koyu gölgeli bir ağacıın dibine oturup alnında biriken terleri mendiliyle sildi. Derin bir tefekküre daldı mezardakilerin hallerini düşünüp kaygılandı. Yüreğine ılık bir şeyler aktı , gözleri sulandı. Biraz sonra sakallarından aşağı gözyaşları inci gibi yuvarlanıp eski mezarın toprağına döküldü.
Sevgili Peygamberimiz kabir konusunda ne buyurmuştu ? '' Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe yada cehennem çukurlarından bir çukurdur.'' Şimdi burada dilsiz yatanlar , acaba hangisinde ?

Acaba bunlar dünya hayatlarında neler yaptılar ?  Nasıl inandılar, nasıl yaşadılar ? Şimdi Cennet bahçelerinde zevkmi ediyorlar ? Yoksa Cehennem çukurunda azap mı çekiyorlar ? Bir meraktır içine kapladı. Keşke birşeyler anlayabilsem ,öğrenebilsem ne olurdu ?
Ve Şöyle Dua buyurdu : '' Allahım bizi ve burada yatanları af ve mağfiret eyle . Rahmetini mağfiretini üzerimizden esirgeme. '' Amin

Böyle düşünceler içindeyken uyku bastırdı. Hergün bu saatlerde sünnet olan bu uykuya kendini alıştırmıştı. Kıbleye sağ tarafında yattı ve başını yaşlı bir ağaç kütüğüne koydu.
Dualar mırıldanırken gözleri dallara , yapraklara doğru kaydı , sanki o yapraklarda birer ölmüş insanların isimleri vardı , sanki onları okumaya çalıştı , uyku iyice bastırdı gözleri kapandı derin bir uykuya daldı.
Rüyasında mezardakileri gördü. Güya kendisi de ölmüş orada bulunan kabir arkadaşları hal diliyle kendisine bir şeyler anlatıyorlar. Geriye dönüşü olmayan, dünya hayatlarını , çaresizliklerini , nasıl aldandıklarını ,halen hayatta olanlara gıbta ettiklerini hepsini, hepsini...?
Hep birden anlatınca birşey anlamadı. Sırayla dinlemek için en uçtaki bir numaralı mezar taşına yaklaştı.
Kabrin içinde sanki ona canhıraş feryatlar, iniltiler geldi.
En çok azap bu kabrin sahibine yapılıyordu.

ŞİRK

Veli , bu kabrin sahibine manen yaklaşıp sordu :
- Arkadaş halin nedir ? En siyah senin mezartaşın. En büyük azabı sen çekiyorsun , En çok sen bağırıyorsn Neden ?

Kabirdeki Şöyle Cevap Verdi :
- Aman... Ah!... Halimi hiç sorma. Ben dünya hayatında Allaha şirk koştum. Her günah affolur benim günahım affolmaz ben bu cezayı hak ettim.
Ben ne akli delile baktım, ne nakli delile baktım. Kendi bildiğimle gittim.

- Peki şirk nedir ? çeşitleri var mı ?
- Şirk, kısaca Allaha ortak koşmaktır. Şeytan bile benden uzaklaştı inancta , ibadette, tabiat kanunlarından birçok şirk çeşidi vardır.
- Sen hangi şirke düştün ?
- Bana yazıklar olsun! ben dünyadayken altı çeşit şirke düştüm.
Önce iki ilah vardır, diye inandım. Biri hayır ilahı, diğeri şer ilahı. Bunlar birbirlerine zır ilahlar.
Sonra Hristiyanlara eylettim. Onlar çok zengin ve ileri durumdaydı. İlah sayısını üçe çıkardım. Baba, oğul, Ruhul Kudüs böyle itikat ettim.
Bir müddet sonra bundan vazgeçip Allah birdir dedim fakat ona yaklaştıracak putlar edindim.
Sonra bunu da değiştirip, herşeyi tabiat yapıyor demeye başladım. Herşeyi yaratan, dengeleri koyan, herşeye tesir eden tabiat diye inandım.
Kısa zamanda bundan da vazgeçtim Allahın mevcut olmadığını, insanların hayellerinde oluşturduklarına inandım.
Bu da tutmadı sonra devlet büyüklerine, büyük sanatçılara, güneşe, yıldıza, paraya, kadına, şeytana ilahlık verdim.
Bu haldeyken ecel beni yakaladı itikadımı düzeltmeden ölüp işte bu Cehennem çukuruna atıldım. İnancıma göre muamele gördüm azabın yedi katmerlisini tatmaya başladım.
Düşüncelerim yılan, akrep,canavar olup bana türlü türlü azap ediyorlar.
En Beter acısı da, bu azabın hiç bitmeyecek olması.
Cehennemde dahada artacağıdır. Vah bana! Vay bana !... diyerek pişmanlığını şu beyitlerle dile getirdi.

BEYİT

Anlatırken herşey bir olan Allahı,
Ben kullanmadım akıl denen o sihirli silahı.
'
Düşüp tabiatın bataklığına düşünmeden bilmeden,
Tövbe, tevhid nasip olmadı yazık bana ölmeden.
'
Kazanamadım Vücut hücrelerine ulaşan imanı tokluğu,
Kendim sevmezken, Allaha koştum şirki çokluğu.
'
Uzayda başı boş mu dolaşır bunca büyük küreler ?
Aynı mühürü taşırmış meğer mikroplar ve zerreler.
'
Basit bir ilacın eczacısı olursa eğer,
Cihan eczahanesini yapan nasıl bir kimyager ?
'
Şaşarken robota,videoya,füzeye, bilgisayara,
Hiç bakmadım uzaydaki kurulmuş o nice ayara.
'
İnanırken en düşük insanların dediklerine,
İnanmazdım Ulül Azam Peygamberlerin getirdiklerine,
'
Beğenirken elektiriğe bağlı florasan lambasını,
Düşünemedim seyyar dolanan samanyolu halkasını.
'
Bildim zannederken üçgende kosünüsü sinüsü,
Nasıl düşünemedim gökteki Jüpiteri Venüsü.
'
Ararken DNA'yı genleri güneşteki atomları,
Ben dinlerdim felsefeci kafiri harsları fromları.
'
Böyle geçerken günlerim şirkle dolu,
Azrail ( A.s) pençesiyle şaşırdım birden sağı solu.
'
Maymundan türedim diye kınarken babamı annemi,
Tam anlamıyla hak ettim ben ebedi Cehennemi.

Veli, bu beyitleri dinledikten sonra, Müşrike ( Allaha şirk koşan kişiye) Şöyle dedi :
- Ooo... Sen müşriksin anladım. Senin günahın cidden affolmaz bir günah. Bir Allaha inanmazken ne kadar çok ilah bulmuş ya da şirket kurmuşsun. '' Deyip oradan ayrıldı.

Bu Konuşan Mezarlar Serimizin devamı zamnala gelecektir sitemizi takipte kalın. Velinin bir sonra ki drağı kabri Cennet bahçesi olan birinin kabridir çok yakında paylaşılacaktır o zaman kadar Allaha Emanet olun İnşaAllah.

Eser : Konuşan Mezarlar - Yazar : Abbas Yunal
Nakleden : Müslüm YEŞİL.