Kitle iletişim araçları yani medya, her geçen gün büyüyen dünyamızın ve toplumların vazgeçilmezi haline gelmiştir. Radyo, televizyon, telefon olarak devam eden bu silsileye ‘sosyal medya’ adını verdiğimiz; Facebook, Instagram, Youtube, Whatsapp, Blogger gibi uygulamalar eklendi ve bu sosyal aile daha geniş kitlelere yayılarak hızla büyüdü. Toplumsal her alanda kendi tesirini güçlü bir şekilde hissettiren medya veya sosyal medya, toplumları yönlendirme ve yönetmede de büyük bir rol üstenmekte. Artık devletlerin en güçlü silahları koca koca tank ve uçaklarının yanında elbette medyadır ve medyayı kullanabilmek veya yönetebilmektir.

Medyanın Gücü Ve İslam Toplumlarına Etkisi

Yaşadığımız ve ismini ‘iletişim çağı’ olarak nitelendirdiğimiz 21. yüzyılda, tabiki kendini nispeten diğerlerinden daha bağımsız gören kuruluşlar, toplumların gözü kulağıdır ve gündem takibi konusunda oldukça verimlidirler. Fakat medya, kimseye bağlı kalmadan ‘olanı’ değil de ‘olması ve görülmesi isteneni’ servis etme çabasına girdiğine de şahit olmaktayız. Bu basın ve medyanın doğasına aykırı olduğu gibi yanlış haberin ve kirli bilginin de habercisi konumundadır. Yalan haberler ve yapılmaya çalışılan algı operasyonları egemen güçlerin istediği fikirleri aşılamasına ön ayak oluyor ve maalesef başarılı olabiliyor. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yaptığı bir araştırmanın sonuçlarını aynen naklederek konunun önemini pekiştirmek gerekir; ‘’Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından geniş kapsamlı olarak yaptırılan bir araştırmaya göre, deneklerin %24,6’sı, dini bilgi kaynağı olarak medyayı işaret etmişlerdir. Böylece toplumun neredeyse dörtte birinin, dini bilgilerini kitle iletişim araçlarından öğrendikleri açıkça ortaya çıkmaktadır. Aynı araştırmada dini içerikli TV ve radyo programlarını takip edenlerin oranı %48,8 olarak bulunmuştur. Ayrıca bireylerin eğitim seviyelerin yükselmesiyle birlikte medyadan dini anlamda yararlanma oranlarının düşüş eğilimine girdiği de mevcut araştırmadan anlaşılmıştır.*’’

Durum böyle iken İslam’ı medyadan öğrenmek ne derece akıl tutulmasıdır? Nitekim üst akıl denilen emperyal güçler bunu bildiğinden medyayı ele geçirip istenilen ya da kendi fikirlerini aşılamak için sosyal medyayı kullanmaktadır. Medyaya mahkum ettirerek olumsuz İslam algısı oluşturmakla beraber bunun sonucunda kendi emellerini gerçekleştirecek, mankurtlaştıracak, inanç ve maneviyattan uzak bir neslin mimarlığına soyunur. Peki başarılı mıdır? Verilerin sonucu ortada varın siz düşünün. Bizler Müslümanlar olarak bu algıyı yıkmalı, ülkemizde eğitim, adalet, tarım, sanayi, askeri ve ekonomik olarak yaptığımız çalışmalar gibi medyamızı dünya güçlerinin güdümünden kurtarıp yerlileştirmeli ve İslamlaştırmalıyız. Müslüman toplum olarak öze dönersek güce ve hakkaniyete sahip olacağımız bilinmekte ve bu yüzden bunca projeler yazılıp çizilmektedir. Bilinmelidir ki İslam, namaz kılıp oruç tutup suya sabuna dokunmadan yaşamak değildir. Müslüman her alanda güçlü olmalı ve toplumun ıslahına çalışmalıdır. Bunun için gerekli olan her ne ise meşru yollardan ve çizgileri aşmadan mücadele etmeli, geliştirmeli ve kendi ilkelerinin kurallarının potasında eritmelidir. Selam mücadele edenlere..

Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye’de Dini Hayat Araştırması, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara, 2014, s. 113, 121, 123.

Yazar: Süleyman Burak GÜÇLÜ